Çarşamba, Mart 27, 2019

Soyunun Yunuslarla Söyleşi Yapalım

  Hiç yorum yok

Soyunun Yunuslarla Söyleşi Yapalım


    Başlayalım mı?  Son kararın mı? Emin misin? İstersen vazgeçebilirsin? Kesin okuyucak mısın? Neyse madem hadi başlayalım. Derin bi nefes al bari.

Buyrun anlatın bana çeresizliğinizi, kırılmış kalplerinizi, yok sayılan hedeflerinizi, gerçekleştirilmeyeceğine inandırıldığınız hayallerinizi, görmezden gelinen  isteklerinizi, değersiz hissettiğiniz anları, bahsetmek istemiyeceğiniz anıları, tükenmişliğinizi, dolan öfkenizi, son demlerine geldiğiniz sabrınızı, alaya alınan tavırlarınız, birikmiş kininizi, tek kaldığınızda gözünüzden akan yaşların sebebini çekinmeyin burda biz bizeyiz. Kalmasın içinizde, bağırmak, çığlık atmak serbesttir tiz seslere dahi tahammülümüz vardır. Bunları üstümüze alınmıycaz hiç merak etmeyin çünkü Urhoba ekibi olarak bu çığlıkların bizlere olmadığının bilincindeyiz. Sorumluları bulmak için çevrenize bakmanız yeterli mahalleniz, sevgiliniz, devlet adamları, yetiştiğiniz ortam, varsa kardeşiniz, teyze, amca, halanızın evladının tek dayısı, teyzenizin çocuğunun tek teyzesi, hala, dayı, okul, iş ortamı, arkadaşlarınız, belki sahip olmadığınız halde maruz kaldığınız dini görüşler, kalıplaşmış fikirler... ben saydım bir kısmını siz alın aralarından size uyanlarını. Kimi zaman mutlu olur kimi zaman üzülürsünüz sebepsiz olduğunu söylesenizde sebepler çoktur, anlatmak istediğiniz yoktur. Kabullenmek gerek bazen bazı şeylerin gerçekleşme oranının düşük olduğunu. Her gün farklı hissiyatlar yaşıyoruz her günden ziyade her dakika, seviniyoruz üzülüyoruz bi an mutluluktan uçucak olan kalbimiz, bi anda sinirden yerinden çıkacak gibi oluveriyor. Bazı zamanlarda aşırı mutlu hissedersiniz. Ya seversiniz, ya da sevilir. Böyle durumlarda da denge tutmaz işler istediğimiz gibi olmaz kimi zaman. Severiz sevilmeyiz, severler de biz sevmeyiz, tam olduk derken "seviyorum" diyenlerden biri çeker gider, zar zor oluruzda bambaşka sorunlar çıkar. O terazi bir türlü dengede durmaz. Gelen gider, giden biter, biten mazide kalır. Duygu bozuklukları yaşarız. U-mutsuzluk bedenimizi fetheder. Yaşama sevincimiz biter, dünyanın mutsuz asık suratlı kadın ve erkekleri oluveririz. Kırıcı, yıkıcı, karşısındakinin kim olduğuna dikkat etmeyen bireylere dönüşürüz. 

Hani bungee jumping yaparken bedenini boşluğa bıraktığında dünyanın merkezine adım adım yaklaşırken vücudun adrenalin salgılar bu durum seni mutlu eder. Ardından 500 bin de 1 ihtimal belki sende gerçekleşir ip kopar (olmayacak bişey değil) aynalarda bakmaya doyamadığın kah övüp, kah yerdiğin bedenin hızla yere çarpar ve sen tuzla buz olursun. Senin sevinç kaynağın, aynı zamanda sonun olur. Fark etsek de etmesek de. Bi çok günümüz böyle geçer. 

Umutsuzluğun içinde 'mutsuz'luk saklı Türkçe bence kullanım olarak az kelimeden oluşan. Bi hayli kelimenin unutulup geçmişte bırakıldığı bi dil. Bizim en büyük sorunumuz ülkece u-mutsuzluk. 'Yeni bi fikrim var' diyen her insanı dinlemeden anlamadan bi köşeye atıp "zaten olmaz, ne yeni fikri, yok daha neler, boşa anlatıyorsun, olmaz o işi unut" diyen insanların arasında Aziz Sancar gibi bilim insanlarını beklemek bi hayli ilginç bi bekleyiş olurdu. Bizim büyük bi sorunumuz var yapamayacağımıza inandırılmamız "sen başaramazsın, ne önde git ne arkada ortada ol... " sözleriyle büyüyen birey. Büyüdüğünde de suya girmiş civciv gibi bilmez ne yapacağını. Ardından gelsin bilmiyorum.

Her seste bi eda olmuş 'bilmiyorum' herkese nida. Bilmiyorum;
+gelmek ister misin
-bilmiyorum
+git öyleyse
-bilmiyorum
+kalmak istiyo musun
-bilmiyorum

Bilmiyo muyuz? Hiç mi yani biraz da mı yok, tamamen sıfırlanmış bi makine gibi, ya da hatalı robot misali. 
Bilmiyorum diyoruz dediğimiz gibi bilmiyor muyuz yoksa biliyoruz da bilmiyorum mu diyoruz ya da bilmiyorum demek biliyorum demekden daha karlı olduğu için mi bilmiyorum diyoruz peki biliyosam bildiğimi yapmak yerine neden bilmiyorum diyoruz gerçekten bilmiyosak da bilmiyorum dediğimizde neden yapmacık görünüyoruz madem biz bizi bilmiyoruz kim bizi biliyo... gel gel korkma ufak bi soruydu yalnızca. Bilmiyorum dediğimiz her konuda aslında biliriz ne yapmak istediğimizi önemli olan dışarının gürültüsünü değil kalbinin fısıltısını dinlemek yalnızca. Bekleyip olduğun yerde saymaktansa kaplumğa kadar da olsa harekete geçmelisin bence. Hareketsizliktense az da olsa hareket olur sana bol bol bereket. Hasta olup durduğun yerde ölmektense hekime, hastaneye giden yolda ver canını. En azından yapmadım, denemedim deme. 
Hükümdar Nemrut zamanında Hz. İbrahimi yakmak, ateşe atmak ister meydana koccaman bi ateş yakılır gönlü bu duruma razı gelmeyen minnacık bi karınca su taşır ateşe. Sorduklarında ise "ateşi söndüremesemde tarafımı belli ederim" cevabını vermiştir. 

Bi ormanınız olsun sizden başka kimselerin hükmü geçmeyecek tek yasa sizsiniz giren çıkan sizden sorulur kimi ne kadar misafir etmek isterseniz size kalmış. Başkalarını hayatınıza müdehale ettirmeyin yaşamak için tek hakkınız var. Özellikle bu günlerde mutsuzluktan başka bi seçenekleri yokmuş gibi mutsuzken insanlar. Mutluluğu seçmeyi çok görme kendine. Kısaca bizler olmak istediğimiz kadar mutluyuz. Görmeyi arzuladığımız kadarını görürüz. Hak ettiğimizden fazlasını yaşarız. 

Eğer bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki butonlar ile paylaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder