Pazar, Mart 17, 2019

İnsanın Doğasını Yok Etmek

  Hiç yorum yok

İnsanın Doğasını Yok Etmek

    Size birinden bahsetmek istiyorum bu aslında her konuda kendisini taklit ettiğimiz, sevdiğimizi söyleyip hak ettiği gibi değer verip, davranışlarımızla ifade etmediğimiz, yeni fikirlerimizi bi çoğunun temelinde yer alan, kusursuz dengesi olan, incelediğimizde hayranlık uyandıran, o olmazsa olamayacağımız, oldukça bonkör kısaca söyleyim doğa. Doğa; kendini sürekli olarak yenileyen ve değiştiren, canlı ve cansız maddelerden oluşan varlıkların hepsini kapsar. İnsani faktörler etkin değildir.

Google doğa yazdığınızda karşılaştığınız ilk tanımdır bu. Gayet açık ve nettir tanımda yazanlar 'insani faktörler etkin değildir' çünkü insan dediğimiz yaratık biraz daha kendini zorlarsa evreni tüketicek ki yaşlı dünya kaç asır daha bizi sevgiyle misafir eder bu da ayrı bir muamma. Bizleri besler endişe konusu. Yaptığımız her eylemimizle doğaya zarar verip darmadağın ediyoruz. Tabiri caizse kendi kafamıza sıkıyoruz efem. O yapıyor biz yakıp, yıkıyoruz. Durumun üzücü tarafı ise gerçek anlamda bunun farkına henüz daha varamamışız olmamızdan kaynaklanıyo. 

Bilincine vardık diyoruz kimi zaman, eylemlerde neden yok bu peki? Umutsuz vaka olabilir miyiz sizce de? Kainatta düzen bozmakta kendimize rakip yoktur diye düşünüyorum. Yaşam kendi akışında ilerler bitkiler hayvanlar herşey tıkırındadır ta ki insan müdahalede bulunana dek. Tilkileri öldürürüz zarar vermesinler bizlere diye. Tilki yemeyince sansar sayısı artar ki bu da kümes hayvanları ile ilgilenenler için hiç iyi bi durum değildir (yani insanlar beşer için). Sonra yılanları öldürürüz yine zarar verdikleri gerekçesiyle. 

Yılanların avlanması az olduğundan fare sayısı artar. Ve bunun gibi daha bir yığın örnek verebiliriz aralarındaki dengeleri önce bozar sonra da kendi elimizle çözüm yolları ararız. 

Gelsin kapanlar, zehirler, ulturasonik kovucular bi de yüzsüzce şikayet ederiz hayvanlardan 'neden var olduklarına dair' ah bir dilleri olsa da konuşsa zavallılar neler çekiyorlar bizlerden. 

Biz işgal ettik onların alanlarını, onlar bizsiz de var biz onlarsız birer hiçiz. Sırf akıl irade yani bilinçleri yok, kendileri yorum yapamıyorlar diye onların yaptıkları işi küçük görüp önemsizleştiremeyiz. 

Bi düşünsenize;
dünyadaki ineklerin greve çıktıklarını 'hayır biz artık süt üretimine son verdik'
ya da arıların 'biz artık bal üretimi yapmıycaz yiter bu kadar bal size'
ağaçların 'elma armut portakal yeter artık bu kadar' dediğini ne denli saçma duruyo gözümüzde hele greve toprak katılsa düşünemiyorum 'artık ölü almıycam ölmeyin daha fazla' 'sebze meyve üretimi yapmak istemiyorum..' bunlar saçma geliyo gözümüze alışmışız onlardan bunları hiç bir ücret, karşılık vermeden almaya ve bunun için bir teşekkürü bile çok görür olmuşuz onlara. 

Zarar vermemizdir bizim teşekkürümüz, hediyemiz. 

Onlar bunu yapmak zorunda değiller öyle bi anlaşma da olmadı aramızda madem öyle neye güveniyoruzda bu kadar kendimizden emin tahrip ediyoruz onları. 

Yakıyoruz, yıkıyoruz, kesiyoruz, adına düzen dediğimiz oysa asıl düzeni bozan bi çabadan bahsediyoruz. 

Yüzölçümü 510.065.284 km² dünyanın %70,8’i (361.126.222 km²) sularla, %29,2’si (148.939.062 km²) karayla kaplı olmasına rağmen toprağa sığamayan insanoğlu laboratuvarlarda bitki yetiştirme çabalarına giriyor çünkü bu gidişle ufacık bir çilek bahçesi dahi kalmayasıya beton olacak her yer. 

Ne akla hizmet yapıyoruz bunca hatayı. 

Bilen varsa açıklasın.
Doğanın muazzam düzenini bozmak bi hayli enteresan ve ahmakça bi durum bizim için. Doğanın içinde yaşamayı onunla mutlu ve destek olmayı ihmal etmemeliyiz hayatlarımızda. 


Ona verdiğimiz her zarar kendimizedir aslında. O biz olmadan da tüm ihtişamıyla devam eder. 

Biz ise o olmadan yaşayamayacağımızın yalnızca dil olarak farkındayız. 

Eylemlerimiz söylediklerimiz ve yapmayı düşündüklerimizle tamamen ters orantılı. 

Doğaya iyi bakmamız gerektiğini bilip neden onu tahrip edip daha fazla kirletip mahvetmeyi kendimize görev edindik ki sanki. 
Sinirli bir aslan gibi onunda ne yapacağını anlamak pek mümkün sayılmaz ne yapacağını bilmeyip yalnız tahminlere yönelik hareket ediyoruz.

 Bu güzel dostumuzun  bizim doğrusal sistemlerimiz dahilinde kontrol edilebileceğini kim söyledi.
İlerlememizde öncüdür bizlere. 

Dünyada bi düzen var ve her ne kadar insanoğlu her şeyden üstün gibi dursa da aslında en zayıf halka. 

Doğa bizim içimizde değil biz onun içindeyiz, o bize uyum sağlamak mecburiyetinde de değil, biz ona göre şekil almalıyız. 

Dört buçuk milyar yıldır yaşayan bi doğayı ne korkutabilir ki ona zarar vermek demek Nasrettin Hoca misali bindiğimiz dalı kesmeden farksız.

 Ona ve onun içinde bulunan bütün canlılara saygı duymalıyız çünkü bizimle beraber onlarda bu ekosistemin bi parçası iyiki de öyleler.  Yaptığımız bütün faaliyetler ondan öğrendik taklit etmeyi, yetişmeyi, yetiştirmeyi, beklemeyi, korumayı, kabullenmeyi, üremeyi, üretmeyi... ve daha bi çok işi. 

Aslında onu anlamaya çalışıp ona dahil olduğumuzda bize insanlardan daha fazla şey öğretiyo. 

İnsanların bunca tahribe rağmen doğanın hala işleri yürütebiliyo olması da tanrının büyük bi lütfudur bizlere

Eğer bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki butonlar ile paylaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder