Pazartesi, Kasım 05, 2018

Stefan Zweig - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

  Hiç yorum yok

Stefan Zweig - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu 

Kitabın Arka Yazısı

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: "Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!


Bilinmeyen Bir Kadının Mehtubu Hakkındaki Düşüncelerim

 Modern klasiklerden olan bu kitap bir kadının büyüleyici yaşam öyküsünü mektuba dökmesiyle başlar. Kitapta bilinmezlikler başroldedir ve olayları bu kadar büyükeyici kılan da bu bilinmezlikler zinciridir

 Eminim ki kitabı eline alan okuyucuların çoğu her romanda yaptığımız gibi kitaptaki sırları ortaya çıkarmaya çalışacaktır. Fakat okudukça kitap içinde gizlediği sırların ortaya çıkamasının istenmediğini anlatır bizlere.

 Kitabın sonlarına yaklaştıkça bilinmeyenden çok bilenen, kitapta her satırda kendi varlığını hissettiren yoğun duygulara odaklanmamız istenir adeta. Bir çok kitaptan farklı olmasının sebebi de budur bana göre. Yoğun duygular...

 Mektubun kime yazıldığı belli değildir ve kimin yazdığı da meçhuldür. Roman yazarı Stefen Zweig bu muhteşem eseriyle kişilerden ve olaylar zincirinden çok duygulara, insanın çoğu zaman göz ardı ettiği duygulara yönelmemizi sağlamaya çalışmıştır. Ve bu konuda belki de oldukça başarılı olmuştur.

 Kitabın arka kapağında da söylediği gibi bu aşk öyküsünde taraflar değil sadece bir tek taraf vardır. Bilinmeyen aşkla kavrulmuş bir taraf. Böylesine yoğun duygulara AŞK diyebilir miyiz? Acaba gerçek aşk nedir? Bu soruları herkes kendi içinde cevaplandırabilir fakat bu kitabı okuduktan sonra daha derin düşünmeye başlayacağınızdan eminim.

 Benim tavsiyem büyülü bir aşk hikayesine şahit olmak isterseniz; alın elinize kahvenizi ve kitabınızı dünya koşuşturmasına bir müddet ara verin, büyüleyici satırların arasında kaybolun. Belli mi olur belki o satırların birinde kendinizi bulursunuz.

Eğer bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki butonlar ile paylaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder